Yaklaşık
25 dakika öncetarih
Yayınlayan
Ebru Kaplan
Son dönemde Yalova üzerine yapılan tartışmaların merkezinde yine aynı başlık var: yabancı nüfus ve konut alımları. Sokakta, sosyal medyada, gündelik sohbetlerde sıkça duyduğumuz cümleler birbirine benziyor: “Yabancılar arttı”, “Evler onların oldu”, “Şehir elden gidiyor…”
Peki bu cümleler ne kadar gerçek, ne kadarı korkunun ürünü?
Çünkü kabul etmek gerekir ki toplumlar çoğu zaman bilmediklerinden değil, alışık olmadıkları değişimden korkar.
Tanımadığımız her şey zihnimizde büyür, belirsizlik ise çoğu zaman tehdide dönüşür.
Oysa elimizde veriler var.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Yalova’da yaşayan yabancı uyruklu nüfus yaklaşık 12-13 bin bandında. Toplam nüfusa oranladığımızda bu yaklaşık %4 demek.
Bu oran, sıkça dile getirilen “kontrolsüz artış” söylemlerinin aksine, yönetilebilir ve sınırlı bir tabloyu işaret ediyor.
Konut satışları tarafında da benzer bir gerçeklik var. Mart 2026 itibarıyla Yalova’da 881 konut satışı gerçekleşmiş durumda. Ancak yabancılara yapılan satışların Türkiye genelindeki payı %1,2’ye kadar gerilemiş durumda.
Yani korkulanın aksine, yabancıların konut alımı artmıyor; aksine düşüyor.
Peki o zaman bu korku neden?
Çünkü değişim, kontrol duygusunu sarsar.
Ve insan, kontrol edemediğini tehdit olarak görmeye meyillidir.
Ama burada önemli bir gerçeği hatırlamak gerekiyor:
Korku, çoğu zaman çözüm üretmez.
Aksine, toplumu daha gergin, daha kutuplaşmış ve daha kırılgan hale getirir.
Üstelik göz ardı edilen çok önemli bir başka gerçek daha var:
Bu şehirde güvenlik boşluğu yok.
Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Yalova’da da emniyet güçleri ve polis teşkilatı kamu düzenini sağlamak için aktif şekilde görev yapıyor. Denetimler, uygulamalar ve güvenlik önlemleri, şehirde yaşayan herkesin huzurunu korumaya yönelik olarak sürdürülüyor.
Yani mesele yalnızca “kimler yaşıyor?” değil;
aynı zamanda “nasıl bir güvenlik yapısı içinde yaşıyoruz?” sorusudur.
Ve bu sorunun cevabı net:
Yalova’da güvenlik, kurumsal olarak sağlanıyor ve sürdürülüyor.
Bu noktada bakış açımızı yeniden kurmamız gerekiyor.
Evet, şehir değişiyor.
Evet, farklı kültürler bir araya geliyor.
Ama bu, otomatik olarak bir tehdit anlamına gelmez.
Asıl tehdit, veriye değil korkuya dayalı düşünmektir.
Çünkü korku büyüdükçe gerçek küçülür.
Bugün Yalova’da ihtiyacımız olan şey daha fazla kaygı değil, daha fazla sağduyu.
Daha fazla önyargı değil, daha fazla veri.
Çünkü gerçek şu:
Bu şehirde mesele bir “kayıp” değil…
Bir dönüşüm.
Ve her dönüşüm gibi, doğru okunduğunda güçlendirir.
Yanlış okunduğunda ise gereksiz korkular üretir.
Tercih bizim:
Korkularla mı yaşayacağız…
Yoksa gerçeklerle mi yüzleşeceğiz?