Yaklaşık
34 saniye öncetarih
Yayınlayan
Ebru Kaplan
Bu haftaki yazımda, aile diziminde bilinç evreleri konusunun ilk aşaması olan “Fetüs Evresi” üzerine daha önce kaleme aldığım yazının devamı niteliğinde; fiziksel konular, aidiyet duygusu, grup bilinci ve bunların insan yaşamındaki etkileri üzerine değinmeye devam edeceğim.
Fetüs evresi, insanın yaşamla ilk bağ kurduğu bilinç alanını temsil eder. Bu dönem yalnızca biyolojik gelişim süreci değildir; aynı zamanda bireyin güven, aidiyet, hayatta kalma ve bağlanma kodlarının oluşmaya başladığı en temel evredir. İnsan, daha anne rahmindeyken aile sisteminin duygusal atmosferini, korkularını, güven duygusunu ve yaşamla kurduğu bağı bilinçaltı düzeyde hissetmeye başlar.
Bu evrenin temel konusu “hayatta kalmak” ve “bir gruba ait olmak”tır. Çünkü insan dünyaya geldiği andan itibaren yaşamını sürdürebilmek için ailesine ve içinde bulunduğu topluluğa ihtiyaç duyar. Barınma, korunma, beslenme ve güven gibi temel ihtiyaçlarımız tamamen içine doğduğumuz sistem tarafından karşılanır. Bu nedenle insan, yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. Birlikte yaşamak, birlikte öğrenmek, birlikte üretmek ve birbirimize ihtiyaç duymak üzere tasarlanmıştır.
Fetüs evresinde bireyin bilinçaltına yerleşen temel ihtiyaçlardan biri de fiziksel ve duygusal güven hissidir. Kişinin kendini ait hissettiği bir aileye, gruba ya da topluluğa sahip olması; ruhsal, zihinsel ve fiziksel anlamda güçlenmesini sağlar. Aidiyet duygusu güçlü olan bireyler yaşam içinde daha sağlam durabilirken, dışlanmışlık, reddedilmişlik veya güvensizlik hissi yaşayan bireylerde yaşamla bağ kurmak zorlaşabilir.
Bu evrede öne çıkan başlıca temalar şunlardır:
Fiziksel aile ve grup güvenliği
Hayatın gerekliliklerini sağlayabilme gücü
Kendini savunabilme yeteneği
Kendini bulunduğu ortamda rahat hissedebilme
Aile ve toplum düzenine uyum sağlayabilme
Aile dizimi perspektifine göre bu alanlarda yaşanan yoğun bilinçaltı çatışmalarının, kişinin bedenine de çeşitli şekillerde yansıyabileceği düşünülmektedir. Özellikle güven, aidiyet ve hayatta kalma temalarıyla bağlantılı bazı fiziksel rahatsızlıkların bu bilinç alanıyla ilişkili olduğu ifade edilir. Bunlar arasında kronik bel ağrıları, siyatik problemleri, varisler, bağırsak ve rektal bölge rahatsızlıkları, depresif süreçler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı hastalıklar sayılabilir.
Ancak burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir: Fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklarda ilk başvurulması gereken yer mutlaka uzman sağlık kuruluşlarıdır. Ruhsal çalışmalar ve farkındalık süreçleri destekleyici olabilir; fakat hiçbir zaman tıbbi teşhis ve tedavinin yerine geçmez.
Fetüs evresinin temel korkuları arasında hayatta kalamama korkusu, dışlanma korkusu ve fiziksel düzeni kaybetme korkusu bulunur. İnsan zihni için dışlanmak yalnızca sosyal bir durum değildir; bilinçaltı düzeyde bu durum “güvende değilim” mesajı olarak algılanabilir. Bu nedenle kişi bazen kendi gerçek düşüncelerini bastırıp yalnızca ait olduğu grubun kabulünü kaybetmemek adına hareket edebilir.
Bu evrenin en önemli güç kaynakları ise aidiyet, sadakat ve bağ kurma becerisidir. Kişinin ailesiyle, kökleriyle ve yaşamla sağlıklı bir bağ kurabilmesi; onun dünyada daha sağlam hissetmesine yardımcı olur. Ait olduğu sistem içinde sevildiğini, görüldüğünü ve kabul edildiğini hisseden birey, yaşam enerjisini daha güçlü kullanabilir.
Birinci çakranın kutsal gerçeği “Hepimiz biriz” anlayışıdır. İnsan, yaşam yolculuğunun ilk dönemlerinde bireysellikten önce birlik bilincini deneyimler. Aile, kabile, toplum ve sosyal çevre aracılığıyla yaşamın ortak akışını öğrenir. Bu süreçte kişi; sadakat, onur, adalet, güven ve dayanışma kavramlarıyla tanışır.
İnsan yalnızca bireysel bir varlık değildir; aynı zamanda ait olduğu sistemlerin taşıyıcısıdır. Ailemizden başlayarak arkadaş çevremize, çalışma hayatımıza ve içinde bulunduğumuz toplumsal yapılara kadar her grup bizi etkiler ve şekillendirir. Grup enerjisi hem destekleyici hem de baskılayıcı olabilir. Kişi bazen kendi gerçeğini ifade etmekte zorlanabilir; çünkü grubun dışında kalma korkusu bilinçaltında güçlü bir tehdit olarak hissedilir.
Kabile bilinci dediğimiz yapı, yalnızca fiziksel bir topluluğu değil; ortak inançları, korkuları ve değerleri de kapsar. Bu nedenle toplumların yaşadığı kolektif korkular ve stresler bireylerin enerji alanını da etkileyebilir. Özellikle yoğun korku dönemlerinde insanların bağışıklık sistemi üzerinde bile etkiler oluşabileceği düşünülmektedir.
Kendimizi ruhsal, fiziksel ve duygusal olarak güvende hissettiğimiz bir topluluğa ait olmak büyük bir güç kaynağıdır. Sağlıklı bağlar insanın yaşam enerjisini artırır, yaratıcılığını güçlendirir ve kişisel potansiyelini ortaya çıkarmasına destek olur. İnsan, sevgiyle bağ kurduğu alanlarda büyür, gelişir ve dönüşür.
Fetüs evresi bize şunu hatırlatır: İnsan yaşam yolculuğuna yalnız başlamaz. Her birey bir sistemin parçasıdır ve ait olduğu bağlarla şekillenir. Güvenli bağlar insanı güçlendirirken, kopukluklar ve dışlanmışlık hissi yaşam enerjisini zayıflatabilir. Bu nedenle kişinin önce kendi kökleriyle, ardından yaşamla sağlıklı bir bağ kurması ruhsal gelişimin temel taşlarından biridir.
PERİHAN DOSGÜL- Aile dizimi ve Bilinçaltı Dönüştürme uzmanı – Gazeteci
Kutlanacak Özgürlük Yoksa, Bu Gün Kimin Günü?
Hıdırellez Nedir? Ne Zaman Kutlanır? Gelenek ile Astrolojik Yorumlar Ayrışıyor
Yalova’nın Kalbinde Bir Fırsat: PTT Binası Neden Bir Sosyal Yaşam Alanına Dönüşmesin?
Selda’ca : Hastalık, Hayat ve Şifaya Dokunan Eller
Yalova’da “Gençleşen Türküler”den Anadolu Esintisi
SANAYİDE TEHLİKE ÇANLARI: “ÜRETİM BANTLARI DURMA NOKTASINDA”