Son haftalarda yaşananlar artık “akran zorbalığı” gibi akademik terimlerle geçiştirilemeyecek bir noktaya ulaştı. Ahmet Minguzzi’yi, Atlas Çağlayan’ı ve daha nice fidanı bizden koparanlar, sadece “yaramaz çocuklar”...
Bu günlerde kararsız kaldık biraz. Ölen çocuklara mı, enflasyon rakamlarına mı, küresel su kıtlığına yoksa fikir mahkumluğuna mı ağlasak, bugünden mi yoksa geleceğimizden mi korksak bilemiyoruz....
Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Takvim değişiyor, rakamlar yenileniyor ama hayatın ağırlığı çoğu insan için yerli yerinde duruyor. Yeni bir yıl, eskisinden daha kolay olmuyor çoğu...
Yalova sokakları bugünlerde bir “seçim dekorundan” ibaret. Her köşe başında devasa afişler, her sosyal medya mecrasında sponsorlu “gülümsemeler”, her telefon ekranında izinsiz kurulmuş WhatsApp gruplarının gürültüsü…...
İnsanlık tarihi boyunca en çok sorulan, en az net cevap verilen sorulardan bazıları şunlar oldu: Gerçek mutluluk nedir? İyilik gerçekten var mıdır, yoksa sadece bir niyet...
İnsanın içi bazen bir ömürdür, Akıl Kuşum… Dışı yorulur, yüzü değişir, sözleri eskir; ama kalbinin derinlerinde, kimsenin bilmediği bir ülkede dört mevsim yaşar: Sevgi, Merhamet, Vefa...