Yaklaşık
29 dakika öncetarih
Yayınlayan
Ebru Kaplan
Son yıllarda dere ıslah çalışmaları adı altında yürütülen projelerde, dere yataklarının baştan sona betonla kaplandığını görüyoruz. Evet, ilk bakışta bu uygulamalar taşkın riskini azaltıyor, dereyi “kontrol altına alıyor” gibi görünüyor. Ancak işin görünmeyen tarafı çok daha kritik: Yer altı suyu.
Bir derenin doğal yatağı sadece suyu taşımakla kalmaz; aynı zamanda suyu toprağa sızdırarak yer altı kaynaklarını besler. Bu, doğanın binlerce yılda kurduğu hassas bir dengedir. Siz bu yatağı betonla kapladığınızda, suyun toprağa karışmasını engellersiniz. Sonuç? Yer altı su seviyelerinde düşüş, tarım arazilerinde kuraklık, uzun vadede susuzluk riski.
Yalova gibi tarımın hâlâ önemli olduğu, meyveciliğin ve özellikle bahçeciliğin yaygın olduğu bir şehirde bu durumun sonuçları çok daha ağır olacaktır. Bugün dereyi betonla “ıslah ettiğinizi” düşünürken, yarın çiftçinin sulayacak su bulamamasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Üstelik bu yaklaşım sadece suyu değil, doğayı da yok sayıyor. Beton kanallar; dere ekosistemini ortadan kaldırıyor, canlı yaşamını bitiriyor, şehrin doğal dokusunu bozuyor. Oysa modern şehircilikte artık “doğa dostu ıslah” yöntemleri konuşuluyor: Geçirgen zeminler, doğal taş tahkimatlar, bitkisel güçlendirmeler…
Buradan Yalova’daki belediyelere açık bir çağrıdır:
Dereyi düşman gibi görmeyin, onu anlamaya çalışın. Her şeyi betonla çözmeye çalışmak, kısa vadeli bir mühendislik refleksi olabilir ama uzun vadede büyük bir çevresel hatadır.
Yalova’nın geleceğini korumak istiyorsak, suyun doğasına saygı duymak zorundayız. Çünkü suyu kaybeden, sadece bir dereyi değil; geleceğini kaybeder.
KAĞAN AKGÜN / ÇEVRE MÜHENDİSİ