Yalova için yapılan bir ankette, kentin “sanayi mi, eğitim mi, turizm mi, spor mu, sanat mı” şehri olduğu soruluyor. Ancak dikkat çekici olan şu: Ortaya net bir sonuç bile konulamıyor. Bu belirsizlik aslında bir eksiklik değil, bir gerçeğin yansımasıdır.
Çünkü Yalova, bugün itibarıyla bir kimlikten çok, bir parçalanmışlık yaşıyor.
Resmî kayıtlara göre 500’ün üzerinde derneğin faaliyet gösterdiği şehirde, bu yapının büyük çoğunluğunu hemşehri dernekleri oluşturuyor.
Bu tablo bize güçlü bir sivil toplum ağı gibi görünse de, asıl soru şu:
Bu dernekler Yalova’ya ne katıyor?
Kültürel çeşitlilik mi sağlanıyor, yoksa şehir kendi kimliğini bu çeşitlilik içinde kaybediyor mu?
Son dönemde düzenlenen yiyecek-içecek festivallerine yönelik eleştiriler de bu sorunun bir başka yansıması. Esnafın zarar ettiğini dile getiren oda ve kurum başkanları, aslında yerel ekonominin korunamadığına işaret ediyor. Oysa bu festivallerin önemli bir kısmı yine hemşehri dernekleri tarafından organize ediliyor.
Bu noktada kaçınılmaz bir çelişki doğuyor:
Yalova için yapılan etkinlikler, gerçekten Yalova’ya mı hizmet ediyor?
Geçtiğimiz yıl düzenlenen Uluslararası Yalova Festivali de bu tartışmanın merkezinde yer aldı.
“Uluslararası” ifadesi iddialıydı, ancak içerik bu iddiayı ne kadar taşıdı?
Festivalde öne çıkan unsurlardan biri olan çağ kebabı, elbette kıymetli bir lezzet. Ancak Yalova adıyla yapılan bir festivalde, kentin kendi kültürel ve gastronomik değerlerinin geri planda kalması sorgulanması gereken bir durum değil mi?
Daha da önemlisi, bu alanların Yalovalı esnafa yeterince açılmaması, yerel ekonominin dışarıda bırakıldığı algısını güçlendirdi.
Bir diğer eksiklik ise katılım boyutunda yaşandı. Yalova’nın ilçeleri, köyleri, yerel üreticileri ve kültürel unsurları bu organizasyona ne kadar dahil edildi?
Eğer bir şehir kendini tanıtacaksa, bunu en çok kendi iç dinamikleriyle yapmaz mı?
Oysa bu şehirde yıllardır sessiz ama etkili bir şekilde çalışan iki önemli yapı var:
TUFAG ve YAFEM.
Bu kurumlar, düzenledikleri uluslararası festivallerle Yalova’yı sadece kalabalıklarla değil, kültürel derinlikle tanıtıyor. Yurt dışında karşılık bulan, sürdürülebilir ve saygın organizasyonlara eşlik ediyorlar.
Belki de asıl soru şu olmalı:
Yalova, kalabalık mı istiyor, yoksa değer mi üretmek istiyor?
Eğer hedef gerçekten turizm şehri olmaksa, bu yalnızca iki festivalle değil; planlı, kapsayıcı ve yerel değerleri merkeze alan bir vizyonla mümkün olabilir.
Ve belki de ilk adım, şehrin kendine şu soruyu sormasıdır:
“Biz aslında kimiz?”
Çünkü bir şehir, ancak kendi cevabını bulduğunda başkalarına anlatacak bir hikâye yazabilir…