Bizimle iletişime geçin

Köşe Yazıları

Soyun Hafızası : Kader mi, Aktarılan Yük mü?

Yaklaşık

tarih

Geçen yazımda aile dizimiyle ilgili kendi deneyimlerimi paylaşmıştim. Bu alanda sistemin kurucusu olan Bert Hellinger’in yazdığı pek çok kitap bulunuyor. Kitaplarında, salon dolusu insanla yaptığı demo çalışmaları ve ortaya çıkan sonuçlar oldukça dikkat çekici.

Aile dizimi çalışmaları yüz yüze, grup ortamında yapılabildiği gibi online platformlarda da uygulanabiliyor. Yalova ve İstanbul’da gerçekleştirdiğim çalışmalarda, seans sonrasında gelen geri dönüşlerde birçok kişinin hayatında somut değişimler yaşandığına şahit oldum. Şifalanma sürecine tanıklık etmek, bu alanın ne kadar derin çalıştığını bir kez daha gösteriyor.

Peki aile diziminde hangi konulara bakılır, nasıl çalışılır?

Genellikle insanlar, hayatlarında tekrar eden döngüler nedeniyle bu alana yöneliyor. “Neden aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyorum?” sorusu çoğu zaman bir başlangıç noktası oluyor. Duygusal dalgalanmalar, ilişkilerde benzer sonlar, iş hayatında ilerleyememe ya da içsel sıkışmışlık hissi… Bunlar çoğu zaman “kader” olarak adlandırılıyor.

Oysa bazen yaşanan şey, kişiye ait olmayan bir kader olabilir. Yarım kalmış bir hayat, konuşulmamış bir acı ya da aile sisteminde görülmemiş bir ataya duyulan bilinçsiz bir sadakat, nesiller boyu aktarılabiliyor. Kader sandığımız şey, aslında bize ait olmayan bir yük olabiliyor.

Aile dizimi, tam da bu noktada devreye girer. Yüzeyde görünen davranışların arkasındaki derin bağı araştırır. Örneğin ilişki kurmakta zorlanan bir kişinin hikâyesine bakıldığında, çoğu zaman annenin kendi annesiyle bağında kopukluk görülebilir. Sevgi alamayan bir anne, sevgiyi aktarmakta zorlanabilir.

Benzer şekilde çok çalışmasına rağmen ilerleyemeyen biri, ailede dışlanmış birinin kaderini bilinçsizce taşıyor olabilir. “Çocukluğum iyiydi ama içimde bir sıkışma var” diyen kişilerde ise süreç bazen anne karnına kadar uzanır. Hamilelik döneminde yaşanan yalnızlık, korku ya da kayıp duyguları, bebek tarafından kendi duygusu gibi hissedilebilir.

Aile diziminde temel soru şudur: “Bu duygu gerçekten kime ait?”

Taşınan yük çoğu zaman sistemden gelir. Aile sistemine bakıldığında, çözülmeyecek hiçbir düğüm yoktur; ancak önce görünmeyeni görmek gerekir.

İlişki döngülerinin tekrar etmesi, yalnızca bireysel seçimlerle açıklanamayabilir. Aynı hikâye farklı kişilerle yaşanıyorsa, burada bozulmuş bir bağın yansıması olabilir. Anne ile bağlanma sorunları sevgi ve güven temalarını etkilerken; baba ile yaşanan sorunlar güven, otorite, maddi akış ve başarıyla bağlantılı olabilir.

Ev içinde duygusal olarak “yok” bir baba figürü, yetişkinlikte adım atamama ve ilerleyememe hali olarak ortaya çıkabilir. Kaygı ve korku hissi bazen çocukluktan değil, anne karnındaki deneyimlerden kaynaklanabilir. Anne o dönemde yalnızsa, travma yaşamışsa ya da bir kayıp süreci içindeyse, çocuk bu duyguyu kendi varoluşunun bir parçası gibi taşıyabilir.

Kısır döngü, akışın durduğunu gösterir. Para ve iş hayatında sürekli aynı noktada tıkanma, ilişkilerde tekrar eden terk edilme ya da haksızlığa uğrama temaları… Bunlar bazen bireysel hatalardan çok, sistem içinde dışlanmış bir hikâyenin devamıdır.

Aile dizimi, suçlu aramaz. Görülmeyeni görünür kılar.
Ve çoğu zaman sorun sandığımız şeyin, aslında bir aidiyet ve sadakat meselesi olduğunu fark ettirir.

Çocuklar ise bu sistemin en hassas aynasıdır. Onlar, aile içinde konuşulmayanı davranışlarıyla gösterir.

Bu haftalık da bu kadar.

Perihan Dosgül

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir