Güncel Köşe Yazıları

Merhamet Yüreğimizde Açan Tomurcuğa Dokunursa Belki İnsan Oluruz

Bir bahçe hayal edin içinde bin bir çeşit ağacı ve rengarenk açmış çiçekleri barındırsın. Mis gibi koksun ortalık sessiz olmasın hatta kuş sesleri gürültülü akan Nehire karışsın. Gözlerimiz kapalı öylece kalalım. Huzurun ruhumuzun derinliklerine umut kaynağı olsun serpiştirsin sevgi tomurcuklarını ki bu tomurcuklara dokunanlar insan olsun.

Fatih caddesi lise sokakta oturduğumuz yıllarda çocukluk arkadaşım Didem Sevil’in babası Mandolin ve Ud yapardı. Her sabah onun dükkanına giderdik. Tahta ile verniğin kokusu girişte karşılardı. Can sıkıntısı derdi çetin abi az tıngırdatayım da dükkanın bereketi gelsin.

Ud’un sesi sokakta yankılanırdı. Kimse rahatsız olmazdı. Bilakis kunduracı Hulusi abi, bakkal Ziya amca, kırtasiyeci Filiz kapıda dururlar istek şarkı bile isterlerdi.

Güzel günler aranıyor. Bulan da yok ama yitiren çok bu zamanlar geri de gelmiyor.

Okul zamanları Vitamin kafe de zaman geçirirdik. Biraz daha büyüdüğümüzde Namlı’lara takılır olduk. Hep bilindik mekanlar genç kesimin düzeyli mekanlarıydı. Uğrak ve teras kafe elit kesimin gittiği yerler arasındaydı. Yıllar önce mezuniyetlerimiz donanmada yapılırdı.

Mezun olmak kolay değildi bizim yıllarda kredili sistem mağdurlarındandık. Hayat herkese olumlu davranmıyor. Ben mesela yıllık alamadım. Babam emekli olduğu için öyle çok paramız yoktu. Yıllık için resim çektirmek ve kep almak çok para gerektiriyordu. Babam alamam dedi. Gönderemem dedi. Kabul ettim. İçten içe üzüldüm ama belli etmedim. Değerli olan para değil ailem benimle dedim.

Boynum bükük olmasın diye hastalandım numarası yaptım ve mezuniyete gitmedim. Her yaşanılan anı bana hep bir anı kattı. Doğru bildiğim yolu gösterdi.

Bizim zamanlarımızda kimse kimseyi eleştirmezdi. Herkes kendi yolunda ilerler dedikodusunu bile yapmazlardı.

Dost ve can dediniz mi? Öyle sona kadar giderdi. Dostlarımız kırılacak inciteceğiz diye düşünür daha dikkatli konuşurduk.

Şimdi kıssadan hisse isim vermeden bir örnekle insanlığımızın ne durumda olduğunu anlatacağım .

Bu örneğimiz Yalova da özel bir hastanede doktorluk yapan ve yine Yalova da yaşayan az para ile kıt kanaat yaşayan arkadaşımla ilgili.

Durum şu arkadaşım 3 aydan beri rahatsız. 6 Nisanda doktora gidiyor bir ilaç veriliyor ve parça alınıyor patoloji sonuçları elinde gönderiliyor. Buraya kadar tamamdı. Fakat arkadaşımın rahatsızlığı geçmiyor. 3 aydan beri devam ediyor.

Bende birçok arkadaşıma sordum Yalova da tavsiye edebileceğiniz en iyi doktor kimdir diye bana ismini verdiler ve bende kendisine dün gece yazdım.

Bu sabah bana dönüş yapmış kendisi ve bende arkadaşımın ilacını yazdım patoloji sonuçlarını attım ve ekledim.

Bu arkadaşım durumu iyi değil hani bir şekilde nasıl yardımcı oluruz dedim Doktor patoloji sonuçlarında sıkıntı olmadığını ve kendisine gelmeden ilaç veremeyeceğini anlattı. Tamam, doğru hareketti. Fakat bende kendisinin bu özel hastane muayene parası dahilinde para ödeyemeyecek durumda olduğunu tekrar söyledim.

Bana yazdığı son kelimeler: Devlet hastanesindeki o branşta olan doktorlara gözükebilir o zaman dedi. İnsanlık ölmüş diye düşündüm. Doktorluk yemini etmişsin. Ne oldu şimdi parasız olunca hasta sana gelemeyecek mi?

*Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz. (Hz Muhammed Sav)

*- Nerede akarsu olursa, orada yeşillik. Nerede kardeşlik olursa, orada merhamet olur. (Mevlana)

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Geleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racigi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş.

Ranga Guru;”Sen artık ressam sayılırsın Racagi. Artık senin resmini halk değerlendirecek. “diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış.

Racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Resmi alıp götürmüş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Racigi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş.

Ranga Guru resmi tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış…

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyor. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru demiş ki;

“Sevgili Racigi, sen ilk resminde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız eleştire bileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı… Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma sevgili Racigi, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir. ”

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: