Güncel

Merhaba! Teşekkürler! ve Afiyet Olsun (!)

Daha önce adımı bir  gazete haberinin alt kısmında gördüyseniz, evet, işte o benim. Ama yeteri kadar da değilim aslında. Bu yazı bir “merhaba” yazısı olmakla beraber, bir iç çekişin dışa vurumu da olacak benim için. O yüzden kimine teşekkürler, kimine “merhaba”, kimine de “afiyet olsun (!)”

Hiç, ne kadar kürek çekerseniz çekin hep aynı yerdeymişsiniz gibi hissettiğiniz oluyor mu? Ben, bu dünyadaki yerim üzerine sıkça düşünsem de ne objektif olduğuna inandığım bir cevap bulabiliyorum, ne de bu belirsizlikle barışık yaşayabiliyorum. Bu umutsuzluk haline bilhassa kendi jenerasyonumda rastlamakla birlikte, aynı jenerasyonun sürekli –miş gibi yaparak kendisini kandırma kabiliyetine de şaşırdığımı ifade etmem gerek. Kimisi bu duyguyu kabullenemiyor ve “kurduğum düzen bozulmasın yeter” diyerek sonsuz bir tekdüzeliği mutluluktan sayıyor, kimisi de bu duyguyla savaşıp kazanabileceğinden şüpheli olduğu bir savaşta durmaksızın mücadele ediyor. İçinde bulunduğumuz şartlar, insanca yaşamayı ve hayal kurmayı aynı anda kaldırmıyor. Ya çırpınıp batacaksın ya da ikisinden birini seçip, hep bir yanın eksik yaşayacaksın. Daha somut bir örnekle, ya ömrünü “en azından haftasonu tatilim olur, maaşımı düzgün alır, insanca yaşarım” diye memur olma hedefiyle KPSS çalışarak geçireceksin, ya da “hayır, ben daha büyük işler başaracağım” diyerek ulaşabileceğinden emin olmadığın ama hayalini kurarak yıllarını geçirdiğin bir hedefin peşinde sürünerek geçireceksin. Bütün bunların asıl kabul edilmez tarafı ise kesinlikle normal olmadığını bildiğin bir durumdan, herkes bunu çok normalmişçesine yaşadığı için şikayet bile edememek. Ağzından çıkacak en ufak bir şikayette, “piyasa böyle, bunu bulamayanlar da var, bak nasıl çalışıyor diğer herkes” diye yapıştırıveriyor cevabı, o tuzu kuru patron takımı. Bir o insanlara bakıyorsun, bir kağıt üzerinde sahip olduğun haklara. Bir süre sonra herkesin yaşadığı şeylerden şikayet ediyorsun diye yaşadığın suçluluk hissi sonrası, alın teri döküp hak ettiğin maaşını istemek bile kabahat sayılıyor. Karşında “aç karnını doyuran”, “aç kalınca kapısına gidip para istediğin” bir patron var sonuçta. Hepimiz aynıyız, aynı şartlardayız, aynı haksızlıklara uğruyoruz. Ama neticede diğer binlerce insanla “aynıyız”, ve “aynı”ların şikayet etmeye hakkı yoktur. En azından, bu önerme alacağınız üç kuruş maaşı akşam sofrasına (!) katık etmekte hiçbir beis görmeyen patronunuzun, sıkça önünüze koyduğu bir sindirme politikasıdır. Selam olsun boğazından geçen her lokmada, emekçilerinin alın teri olduğunu unutmayan hakkaniyetli patronlara! Öbürlerinin boğazından benim alın terim dışında ne geçtiği beni hiç ilgilendirmiyor!

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: