Güncel Köşe Yazıları

HEM SAĞLIK HEM EKONOMİ

İnsan bağışıklığının hiç olmadığı, hızlı ve kolay bulaşabilen, ölümcül Covid 19, “Toplum sağlığı felaketi” tanımının içini tam anlamı ile doldurarak, artan yayılma hızıyla, dünyanın her yerinde can almaya devam ediyor. Ülke yönetimde bulunan hükümetler tam bir yol ayrımında. Belirli riskler alarak şok etkisinde bulunan ekonomileri ayağa kaldırmak mı yoksa kısıtlamaları sonuna kadar götürüp bu beladan kurtulmak mı? Aslında hangisini seçerseniz seçin muhtelif fikirler üretilip olumlu ya da olumsuz yorumlar yapılabilir. Çünkü, insanoğlu tarihinde hiç karşılaşmadığı bir sınavdan geçiyor. Bilim ve teknolojinin zirvesinde ancak, her gün olup biteni çaresizce izlemekle meşgul. Günler süren karantina tedbirleri, vefat haberleri, korku senaryoları, sokağa çıkma yasakları. Her akşam bir önceki günün rakamları, herkesin kafasında hesaplar… Arttı azaldı yorumları. İsyan edip söylenenlere büyük bir titizlikle riayet eden de var, saldım çayıra mevlam kayıra diyen de…


Dolar, pound, ruble; fiziksel veya dijital para… Birimi ne olursa olsun, dünya düzeni para değiş tokuşu üzerine kurulu. Takas yönteminden dijital paraya kadar ekonomi hep var olarak gelişti. Ellerindeki inekleri, koyunlarla veya buğdayı, yağ ile değiştirmek isteyen çiftçilerin takasıyla başlayan süreç; değerli madenler, kredi kartları, ATM’ler, borsa şirketleri, yatırım fonları, telefon ve internet bankacığından Bitcoine kadar ilerledi. İnsanoğlu için ekonomi nefes almak gibi hayati bir konu oldu yüzyıllarca.

Ekonominin insan yaşamındaki etkilerini kabul etmekle birlikte, salgın sebebiyle birçok ülkede kısıtlamalarının gevşetilmesine yönelik önemli adımlar atılırken, bunun çok hızlı yapılması halinde korona virüste ikinci dalganın başlamasından endişe ediliyor. Kaygıların odağında pandeminin daha da güçlenerek tekrar belirmesi, yayılımının artması, sağlık sistemlerini sıkıntıya sokması ve tekrar kısıtlamaların getirilmesi yer alıyor. Konuyla ilgili olarak Dünya Sağlık Örgütü, yeni tip koronavirüsün etkisinin düşüşe geçtiği ülkelerde, salgının durdurulması için alınan önlemlerin erken hafifletilmesi halinde yakın zamanda ikinci bir dalganın yaşanabileceği konusunda çok ciddi bir uyarı yaptı.

Tüm bu karmaşa içerisinde ülkemizde salgın ile ilgili kısıtlamaların çok büyük bir bölümü kalktı. Haziran ayı ile birlikte yasaklardan uzak günler yaşamaya başladık. Gördük ki İnsanımız özgür olmak istiyor. Denizi, doğayı, yeşillikleri özlemiş. Aylarca içeride kalmanın sıkıntısını anlamış. İşsiz kalmış, borcunu kirasını ödeyememiş. Okuluna, işine gidememiş. Bununla birlikte denizin kumuna mangalı kuranı mı ararsınız, bir köşede 10-15 kişi fütursuzca halay çekip asker uğurlayanı mı! Yada 15 kişilik minibüse 35 kişi doluşan tiplerimi! Sanki aylardır bilim adamları başka şeyler konuşuyor. Maske yok, hijyen yok, sosyal mesafe yok. Tüm sorunlar çözülmüş. Korona yok olmuş. Ortalıkta insanları patır patır öldüren dünyanın en tehlikeli virüsü yok. Normal hayata dönmüşüz gibi. Oysa hala ölüm kol geziyor ve bu lanet virüs çok yakınımızda. Hafta sonu yasaklarının kalkmasından sonraki vakalara bakın. Yani virüs kardeşimiz pusuda öldürmek için bekliyor. Binlerce hasta hala ortalıkta dolaşıyor. İnanılır gibi değil! Dünyada da salgın geri gitmiyor. Aşı bulununcaya kadar bu olumsuz tablo belli ki önümüze sürekli olarak çıkacak.

Bütün bunlar yaşanırken virüsün özellikle büyük kentlerden Anadolu’nun diğer şehirlerine yayıldığını görüyoruz. Tatil beldelerine giriş çıkış yasakları kalkınca Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde hali vakti yerinde pek çok aile turizm beldelerine akın ettiler. Mutlaka bunlar arasında gizli taşıyıcılar vardır. Bunlar kıyı kentlerimizde bir salgın başlatabilir mi?

İran, Irak, Suriye gibi komşularımızdan bize gelen onlarca insan var. İran’da yasaklar gevşetildikten sonra bizdeki gibi vaka sayılarında artış çok fazla. Irak ve Suriye ise tam bir muamma. İran sınırında bulunan Van’da vakaların artmış olması tesadüf olmasa gerek!!!

AVM lerin açılması, çarşı pazarlardaki yoğunluk, sinema tiyatro düğün salonların faaliyete geçmesi, sınavların ertelenmemiş olması, spor müsabakalarının başlaması, camilerin ibadete açılması, yurt içi /dışı ulaşım imkanlarının sağlanması ve bunlar gibi tüm sosyal aktiviteler eğer bireysel tedbir almaşsak işin çok daha uzayacağını gösteriyor. Bu şekilde devam ederse salgının, yazın belli bölgelerde kışın ise toptan geri gelmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Buna hazırlıklı mıyız acaba?

Peki ne yapmamız gerekiyor?

Yaşamımızı sürdürebilmemiz için kendimizi evlere kapatmamız mümkün olmadığına göre, mucize beklemeye gerek yok, zira mucize sosyal mesafe kurallarına uyunca, maskeyi doğru şekilde takınca, el hijyenine dikkat edince kendiliğinden geliyor. Yani mucizeyi uzakta aramaya gerek yok. Mucize sizsiniz ve bir maske yüzlerce insanın hayatını kurtarabilir. Hepimiz aşı olana kadar tek çözüm yolu bu gibi görünüyor.

Herkes tedbirini alırsa riskler ne olursa olsun çok küçük bir hasarla atlatabiliriz. Aksi taktirde hayat kaynağımız ekonomi çok kötüye gidebilir. Salgın bu şekilde devam ederse belki de yeniden sokağa çıkma yasağı, yeniden karantina başlayacaktır. Bütün bunlar ekonomik çarkların dönmesini engelleyecek ve hepimizin hayatını radikal biçimde olumsuz yönde dönüştürmeye devam edecektir. İnsanlar sinemalara, konserlere, restoranlara AVM’lere gidemeyecektir. Tatil planları hiç yapılmayacak. Üretim ve tüketim eski seviyesine uzun süre dönmeyecektir. İnsanlar salgın bitmedi algısı taşıdıkları sürece hizmetlere olan talepleri azalacaktır.

Diğer önemli konu istihdam… Çok ciddi kayıplar zaten var ve halihazırda olmaya devam edecek, işgücü için talep gittikçe azalacaktır. Eğer bu şekilde giderse yaz boyunca yada yıl sonuna kadar özellikle hizmet sektöründeki kısıtlamaların artacağı düşünüldüğünde istihdamda çok büyük ve ciddi kayıplar olma ihtimali çok yüksektir. Bunların sosyal etkileri apayrı bir konu. Krizden önce zaten beli seviyede bir işsizimiz vardı Hemen hemen hiçbir sektörün krizden önceki kazançlarına ulaşabilmesi imkansız gibidir. Tüketimin ve üretimin olmadığı bir ekonomi ne kadar dayanabilir ki? Eğer salgın tekrarlarsa işsizlik, üretimde daralma, işletmelerin kapanması ve müteakiben yeni işsizlik dalgası peş peşe gelecektir.

Tüm bunların yanında uzmanlarca, bizi çok yakından ilgilendiren Avrupa ve Rusya ekonomilerinin 2022 ye kadar büyük bir daralma içinde olacağı varsayılıyor. İhracatımızın yarıdan çoğunun Avrupa ülkeleriyle olduğu düşünüldüğünde bizim ihracatımızda da mecburen daralmalar kaçınılmaz olacaktır. Aynı şekilde Rusya ile de durum çok vahim. Geçen yıl 4,5 milyon Rus turist ülkemizi ziyaret etmiş. Ayrıca ihracat rakamlarımız oldukça yüksek.

Tüm bu ve bunlara benzer ekonomik ve sosyal olumsuz senaryoları düşündüğümüzde bu sürecin uzun bir süre alacağı bilinciyle topyekun bir anlayış içerisinde hareket etmemiz bir zaruriyettir. Başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızın olağan üstü gayretleriyle vaka sayılarımız üç ay içerisinde 5000’lerden 700’lere kadar kademeli olarak indirildi. Pek çok ülkeden çok daha iyi işer yaptık ve nispi olarak çok daha az ölüm sayısı ile karşılaştık. Bunda hepimizin payı var. Virüs oldukça kontrol altına alındı ama henüz bitirilemedi kökü kazınamadı. Bu gerçeği yaşamımızın bir parçası olarak kabul edip hem ekonomimizi ayakta tutup hem de virüsle gerektiği şekilde mücadele etmek zorundayız.

Özlem ALTUNBULAK

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: