Köşe Yazıları

Geçmişe Özlem

Bilim adamlarının ortak görüşü, pandeminin insan oğlunun karşılaşabileceği en büyük felaket olduğu yönünde… Öyle bir şey ki; ne yangına, ne tsunamiye, ne depreme ne de henüz tedavisi mümkün olmayan amansız hastalıklara benziyor. Zaman, mekan, ortam,insan ayırt etmeden son derece hızlı .çabuk ve etkili şekilde yayılan ve en kötüsü gözümüzün önünde din, dil, ırk fark etmeden yüz binlerce kişi hastalıktan kırılırken hali hazırda çözümü olmayan devasa bir muamma…

İnsanoğlu çaresiz. Küresel panik paranoyaya dönmüş vaziyette. Sokağa çıkma yasağı konduğu anda insanların virüsün getireceği zararları göz ardı ederek marketlere adeta saldırmaları daha henüz başlangıcında olduğumuz söylenen salgının nerelere gidebileceği hakkında beni inanılmaz derecede korkuttu. Bunu insanların sadece cahilliğine ya da eğitimsizliğine bağlamak son derece eksik kalır. Zira haftalardır haklı olarak yayınlanan programlar uyarılar öyle bir paranoyaya sebep oldu ki iki günlük bir kısıtlama da bile insanlar virüsün yaratacağı etkileri göz ardı ederek kendilerini çocuklarını ve ev de bekleyen yaşlı anne babalarını tehlikeye attılar…Belirsizlik ve güvensizlik insanın aklını aldı. Akıl ve mantık devre dışında kaldı maalesef… Bu sadece bizim ülkemize özgü bir şey de değil. Birçok gelişmiş ülkede benzer şekilde büyük mağazaların yağmalanma görüntülerini, sokak ve metrolarda çadırlarda ailece yatıp kalkan fakir insanları görmek mümkün. İnsanoğlu belki de ilk defa tüm büyük organizasyonları, toplantıları, faaliyetleri iptal etmek ya da ötelemekten başka bir şey yapamayıp çaresiz olarak her gün kaç insanın öldüğünü izlemekle meşgul.

Tüm bu kaos içerisinde hepimizin çıkaracağı çok önemli sonuçlar olmuştur mutlaka ancak sanırım en önemlisi hepimiz, hayatta basit veya önemsiz gibi görünen pek çok şeyin aslında ne denli kıymetli olduğunu anladığımız günlerden geçiyoruz.Seyahat etmeyi bırakın, dışarı çıkamıyoruz. Düğün yapamıyoruz, kafeler ve barlar boş dükkanlar kapalı, işin ekonomik boyutuna hiç girmiyorum zira dipsiz bir kuyu. Çocuklarımızı okula gönderemiyor yaşlılarımıza sahip çıkamıyoruz. Yolda yürürken birbirimizden öcü gibi kaçıyoruz. Sosyal hayat yok, organizasyonlar yok cenazelerimizi bile kaldıramıyoruz. Okullar camiler zaten kapalı. Meğer ne kadar önemliymiş çarşıdan pazardan bir şeyler alabilmek sahilde yürüyüş yapıp denizi seyredebilmek ya da en sevdiğin dostunla şöyle doya doya kucaklaşabilmek. Sürekli kendini tekrar eden, ruh sağlığımızı hedef alan, katma değeri sıfıra yakın olan haberlerden ve sosyal medya platformlarından biraz daha kendi “basit”dünyamıza mı çevirsek acaba odağımızı? Basit dediğimiz dünyamız ne kadar basit acaba?Basitlik önemsizlik göstergesi mi yoksa daha iyiye taşımaya gayret edebileceğimiz yalınlık ve samimiyet ölçütü mü? Bu dönemlerde neyin “gerçekten önemli” neyin “gerçekten öncelikli”olduğunu fark etmemiz gerekiyor dostlar. “Olsa iyi olur” dediklerimizle “olmazsa olmaz”larımızı doğru ayırt edebilmemiz gerekiyor. Samimiyetten uzak bir kurguyla, “bakın ben de mutluyum” yarışının bizleri sürüklediği yapay “selfie” dünyasından sıyrılıp tıpkı eskisi gibi hayatın olağan yalınlığını çok çalışarak, öncelikli olarak temel ihtiyaçlarımızı üreterek ve adilce paylaşarak yaşamak gerekiyor belkide. Çünkü şunu gördük ki saraylarda da yaşasak çok zengin de olsak, hiçbir ortak noktamız olmasa da hepimiz aynı gemideyiz. Tüm farklılıklarımıza rağmen bu dünyayı kirletmeden, yok etmeden gelecek nesillere tıpkı dedelerimizden teslim aldığımız şekilde torunlarımıza devretmek zorundayız. Zira doğa,özellikle son 50 yıl içerisinde kendisine yapılan ihaneti asla affetmiyor ve bu bizlere bunu çeşitli vesilelerle göstermekte en ufak bir tereddüt göstermiyor.

Bu süreci en kısa sürede, en sağlıklı şekilde atlatmak ve yaşamımızın, özgürlüğümüzün iplerini yeniden elimize almak dileğiyle, sağlıklı günler, sevgiler …

Özlem ALTUNBULAK

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: