Köşe Yazıları

Dünyada Ki Kaos’tan Haberin Var Mı?

Toz zerreciği kadar küçük olan Dünya’ya sığamıyoruz. Hayat toprak ana öyle hasta durumda ki bir gün bizim bencilliğimiz yüzünden bizi oraya buraya silkeleyip atacakmış gibi görünüyor.

Küçücük Dünyamızda biz insan ve insanoğıllarının birbirimize davranışlarımız yüzünden neden zarar görsün ki dünya ana bu güne kadar üstündeki her varlığın yaşaması için elinden geleni yapmıştır. Peki ya biz neler yapıyoruz?

İnsanlığımızı bile öldürdüğümüz günler bu günlerde dünya haberlerine gözümüzü çevirdiğimizde her ülkede bir kaos yaşanıyor. Yangınlardan tutunda sel felaketine kadar . Felaket haberleri sadece bunlarla bitmiyor.

İnsanların yaşayış lüksü olmadığı bir gerçek kazandıkları paranın yetmediği gerçeği ile yüzleşenler devlete karşı sokaklara çıkarak tepkilerini gösteriyor. Dünyada maalesef bir kaos var bunu durdurmaya çalışan emniyet güçleri konuya hakim bir şekilde gözükse de bu hakimiyet nereye kadar …

Ayrıca dünyanın bir çok yerinden kulağımıza çalınan haberlerden biride Mesih ve Deccal haberleri gün geçtikçe bu haberler yükseliyor her kafadan bir ses çıkıyor. 2020 ila 2023 Yılları aralığını veren bilginler bu yollar arasında Deccalın ortaya çıkacağı için tüm dünyada kaosların meydana geleceğini söylüyorlar. Buna ne kadar inanacağımızı sorgular isek bana göre daha var gibi geliyor.

Kıtlık, kuraklık ve hava zehirlenmeleri olmadıkça kıyamet alametleri kısmının daha ileri safhaları yaşanmadıkça Deccal’ın geleceğine inanamıyorum.

Dünyayı yönetenlerin halkın gözüyle görmedikçe ve bu dünyanın yaşlandığını kabul etmedikçe bu türlü olaylarında biteceğine inanmıyorum.

Hak hukuk halk için çalışan için kullanılmadıkça kadın çocuk korumadıkça yaşan her canlıya saygı duyulmadıkça bu tür olaylar bitmeyecekmiş gibi geliyor.

Dünya anaya sahip çıkamıyoruz. Hakkımız olana bile sahip cıkamıyoruz. Doğayı kirletip kim kirletiyor diyerek çevremizde suç arayacağımız yerde kendimize bir dönüp baksak en doğru yerden çözüme ulaştıracağız. Bu günlerde haberleri izledikten sonra yakında kıyamet kopar kaos her ülkede var demek yerine ilk yaşadığımız yerden başlarsak bunu biz yaparsak diğer ülkelere kadar yapılanlar duyulur diye düşünüyorum.

Dalga dalga büyüyen umut hareketi olarak başlamak ve insana saygı dığaya sevgi yaşayan her canlıya koruma çalışana hak verdiğimiz süresince ileriye bir umut ışığını büyüteceğizdir.

Yeter ki isteyelim yeter ki bir yerden başlayalım. Biz Türkler neyi başarmadık ki …

ESTONYA FERİBOTU SENDROMU

1980 yılında Almanya’nın kuzeyindeki Niedersachsen (Aşağı Saksonya ) eyaletinin Papenburg kentindeki Mayer Werft tersanesinde inşa edilen M/S Estonia Feribotu 28 Eylül 1994 tarihinde Baltık Denizi’nde batar. Estonya’nın başkenti Tallinn’den İsveç’in başkenti Stockholm’e giden 989 yolculu feribottan sadece 137 kişi kurtulur, 852 yolcu boğularak yaşamını yitirir.

Denizcilik tarihinin en büyük facialarından birisi olan kazada irdelenmesi gereken çok şey vardır? Feribot kıyıya yakın bir mesafede sert dalgalar nedeniyle gece yarısı 00.50’de su almaya başlar. Sular 50 santim yüksekliğine ulaştığında yan yatar. Bir saat boyunca yükselen sular sonrasında ağır ağır yan yatarak 01.50’de batar.
Kafaları karıştıran sorun da buradadır. Ölenlerin büyük çoğunluğu çok iyi yüzme bilmesine rağmen nasıl oluyordu da bu şekilde can vermiştir? Neden insanların çoğunluğu kurtulmak için bir çaba içine girmemişlerdir?

Kaza sadece teknik olarak uzmanlar, yetkililer ve gemi mühendisleri tarafından değil, aynı zamanda kazada ölümlerin nedeni açısından davranış psikolojisi uzmanlarınca yıllarca incelenir. Facianın sebeplerini araştıran insan davranışı psikolojisi uzmanları kazada ölenlerin neden kurtulamadıklarını araştırır. Kazadan kurtulanlarla, ölenlerin aileleriyle, arkadaşlarıyla, yakın çevreleriyle görüşülüp geçmişleri incelenir. Uzun incelemeler sonucunda ortaya şöyle bir tablo çıkar: Su miktarının artmasıyla birlikte tahliye işlemi başlar. Ancak bine yakın yolcudan sadece 137’si su almaya başlar başlamaz hemen feribotu terk eder. Geri kalan 852 yolcu ise gemi kaptanının “panik yapmayın dünyanın en güçlü feribotundasınız” sözlerine kanarak su boşaltma işlemini izler. Sular yükselip gemi ağır ağır batmasına rağmen yolcular gemiyi terk etmez. Bir saat sonra feribot tamamen yan yatarak sulara gömülür. 852 yolcu feribotun su aldığını ve yan yatmaya başladığını görmelerine rağmen son saniyeye kadar batışı izler.”

Bu çarpıcı vaka literatüre ve psikoloji kitaplarına “Estonya Feribotu Sendromu” olarak geçer. Bize hiç yabancı olmayan bu yazıyı bir kere daha okuyup sadece düşünelim.

Huzurlu, bereketli , mutlu ve bilinçli bir hafta dilerim .

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: