Güncel Yalova

Depremin Ayak İzleri yaklaşıyor

Marmara’yı inceleyen Jeoloji Profesörü Cenk Yaltırak, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Engin Er , Yalovalı Akademisyen, Sakarya Üniversitesi Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emrah Doğan, Yalova ve Çevresi İçin Deprem Tehlikesi üzerine yaptığı açıklamalar ilimizin ne kadar tehlike altında olduğunun ortaya koydu.

Rahmetli prof. Erkut Barka’nın 1999 depremi sonrasında çalışma yaptığı Hersek’te yani şuan ki Osmangazi köprüsü ayaklarının geçtiği yer, deprem uzmanlarının tekrar gündemine geldi. Prof.Barka, o dönem Hersek Camii ile koy arasında günlerce yaptığı çalışmada,gölcük depreminin o noktada son bulduğunu ve olası depremin yine bu son bulan noktadan kırılmaya başlayarak Yalova’nın 3 mil açıklarından geçen hattın, kırılarak 7 den büyük depremin olacağını belirtmişti.İşte bu açıklamalardan sonra seneler geçmesine rağmen Yalova ne yerel yöneticiler,nede ülkeyi yönetenler tarafından dikkate alınmadı.Hatta olası depremde adı kullanılmadı.Oysa patlama noktasında Yalova bulunuyor.20 seneden beri kentteki binalarının %70 hasarlı olmasına rağmen kentsel dönüşüme başlanmadı.

ÜÇ AYRI UZMAN…

Prof. Cenk Yaltırak, yaptığı açıklamada,” Büyük deprem 2,5 dakika sürecek. Önümüzdeki 7 yıl içerisinde depremin meydana gelecek.Bazı bölgelerde hiç oturulmaması lazım.

BAŞLAYACAĞI YERİ AÇIKLADI

Beklenen depremin Osmangazi Köprüsü’nün olduğu bölgeden başlayıp hızla batıya doğru ilerleyecek.(Yani Yalova açıklarında)’Verilere göre minimum 7.5 büyüklüğünde olacak. Depremin zararının 17 Ağustos depreminden 2 kat büyük olacağını artık yüzde yüz biliyoruz, bizim derdimiz artık bilmek değil nereyi nasıl etkileyeceği.

“YÜZDE YÜZ TESPİT ETTİK”


”1500 yıl içinde 253 deprem, birden fazla yeri yıkmış 38 büyük deprem var. Son yüzyıl içerisinde bunlara örnek Marmara adası depremi, Çınarcık depremi, İzmit depremi… Bu depremlerde ne kadar alan yıkıldığını, fayın büyüklüğünü, ne kadar alanı etkilediğini biliyoruz. Marmara’da bir depremin birden fazla yeri yıkabilmesi için büyüklüğünün 7’yi aşması gerekiyor. Elimizdeki veri setinde 38 tane 7’nin üzerinde deprem olduğunu biliyoruz. Burada dikkat çekici olan, yıkım alanlarında 557, 989, 1509… İzmit’ten başlayıp Tekirdağ ve Bursa’ya kadar yıkım raporları gelen deprem serisi bu üç depremdir. Bu yıkım alanlarını bildiğimiz için, çalışmalarımızda biraz daha ilerleyerek tüm yıkım verisine ulaştık. Biz tarihsel depremleri, hasar alanını ve fay boyutunu yazdığımızda depremin hangi büyüklükte olabileceğini gösteren bir kodla, elimizdeki deprem verileri ile yıkım raporlarına bakarak bulduğumuz deprem verilerinin aynı olduğunu yüzde yüz tespit ettik.’

DEPREM NE KADAR SÜRECEK? Bu çalışma bize gösterdi ki; atım yokluluğundan dolayı az miktarda bir atım birikse bile, fayın kendisi çok derine uzandığı için büyük depremler oluyor ve süre uzuyor. Marmara’da 20 yılda 6 deprem olmuş ve 7. deprem olmaya başlıyor. Elimizdeki verilere göre biz bu depremin 2019 ile 2026 arasında olacağını ve 2,5 dakika kadar uzayabileceğini görüyoruz.” dedi.

ONA GÖRE ORTADA KALAN YALOVA Bursa’nın deprem grafiğini açıklayan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Engin Er “Levhaların hareketiyle depremlerde artış söz konusu. Depremler olmaya devam edecek. Bursa için bir deprem bekliyoruz, Bursa 7 şiddetinde bir depreme hazır olmalıdır” diyerek yine isim vermeden Yalova yakınlarını işaret etti.

Yani Bir tarafta Hersekte ilk kıralac yer,bir tarafta Yalova’nın yakını İznikte’ki fay hattı.Hangisinde olursa olsun ateş hattında yine Yalova.

Depremin gerçekleşebileceği 3 kritik bölgenin bulunduğunu söyleyen Engin Er, “Bunlardan biri Marmara Denizi’nin içinden geçen Kuzey Anadolu fay hattının kuzey kolu dediğimiz beklenen İstanbul depremidir. Burada deprem olursa Bursa da bu depremden etkilenecektir. İkinci deprem bölgesi ise İznik Gölü’nün altından başlayıp Gemlik ve Mudanya’dan devam eden Kuzey Anadolu fay hattının orta koludur. Buradaki olası depremde de Bursa etkilenecektir” dedi.

1855 yılında faaliyete geçtiği düşünülen fay hattının Uluabat Gölü’nün güneyinden başlayıp Çalı, Nilüfer, Osmangazi, Yıldırım ve İnegöl’e doğru devam ettiğini söyleyen Er, en büyük depremin bu fay hattı üzerinde olacağını ifade etti.

BİZİM ÇOCUKTA “HERSEK” DEDİ
Yalova İl Genel meclis eski üyesi ve CHP Yalova eski İl başkanı Bahar Doğan’ın oğlu Prof. Dr. Emrah Doğan,kaleme aldığı yazıda bölgesel depremselliğe dikkat çekti.

İlk defa bir bilim insanı olası depremin Yalova’dan başlayacağını tarihsel oluşu ile detaylı şekilde anlattı.

Prof. Dr. Emrah Doğan’ın kaleme aldığı yazı şöyle: “17 Ağustos 1999 İzmit depreminden (M 7.4) bu yana 20 yıl geçti. Türkiye’nin en gelişmiş ve sanayileşmiş ve nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu Marmara Bölgesi’nde meydana gelen bu deprem büyük can ve mal kayıplarına neden olmuş, iletişim ve enerji kesilmiş, ulaşım aksamış ve alt yapı büyük hasar görmüştür. Bu büyük deprem sonrasında oluşumları aylarca süren ve büyüklükleri M 5.9’a varan artçı depremlerle bu yıkıcı depremden etkilenen alandaki korku ve panik daha da artmıştır. Bu depremin etki alanındaki önemli şehirlerden olan Yalova da yıkımdan payını almıştır. Yıllardır pek çok yerbilimci tarafından dile getirilen “Türkiye bir deprem ülkesidir” gerçeği, ne yazık ki, ancak bu deprem sonrasında toplumun her kesimince kabul görmüştür.

TARİHTE OLUŞAN YALOVA DEPREMLERİ
1999 İzmit depremini üreten Kuzey Anadolu Fayı Zonu (KAFZ), Marmara Bölgesi’nde 3 kol halinde uzanmakta olup önemli bir deprem tehlikesine neden olmaktadır. Bölgede, son 1600 yıl içinde büyüklüğü M 6.8 ve daha büyük olan 41 adet deprem meydana gelmiştir (Harita 1). 20. Yüzyıl içinde büyüklüğü M 6.8 ve daha büyük 8 deprem ve büyüklüğü M 5.0 ve daha büyük 53 deprem meydana gelmiştir. Yerbilimcilerin yakın geçmişte KAFZ’nun Gölcük ilçe merkezinde oluşturduğu fay basamağı ve Hersek Deltası üzerindeki bir faylanma sırtında yaptığı araştırmalar 1509, 1719, 1754 ve 1894 depremlerinin faylanma, kıyı yükselmesi ve tsunami çökelleri gibi izlerini göstermiştir ki bu depremler Yalova’da şiddetli etki oluşturmuş depremlerdir

KAFZ’nun Kuzey Kol’unun Düzce ili Gölyaka ilçesi ile Marmara Denizi altındaki Çınarçık Havzası’na (Harita 1) kadar olan kesimi 1999 İzmit depreminde kırılmıştır (Harita 2). Kuzey Kol’un Çınarcık Havzası ile Marmara Ereğlisi açıkları arasındaki kesimi Mayıs 1766 tarihinden beri büyük bir deprem üretmemiş olup bir “sismik boşluk” olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda İstanbul Adalar açıklarında oluşan 18 Eylül 1963 Çınarcık depreminin (M 6.3) büyüklüğü dikkate alındığında bu sismik boşlukta birikmiş tektonik enerjiyi tümüyle boşaltmadan çok uzak olduğu hatırlatılmalıdır. KAFZ’nun Orta Kolu’un Osmaneli ve Bandırma arasındaki kesimi 1419 ve 1556 depremleriyle kırılmıştır (Harita 2). Yapılan araştırmalar Kuzey Kol’un Orta Kol’a göre çok daha hareketli bir fay zonu olduğunu ve Kuzey Kol’u oluşturan fay parçalarının ortalama 250-300 yılda bir ve Güney Kol’u oluşturan fay parçalarının da ortalama 600-800 yıl da bir yaklaşık M7 büyüklüğündeki deprem oluşturma potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir.

YALOVA SÜREYİ DOLDURDU
Bu veriler ışığında KAFZ’nun Yalova ili ve yakın civarında uzanan fay parçaları, yaklaşık M 7 büyüklüğündeki depremlerin tekrarlanma süreleri açısından ortalama süreyi ya doldurmuş ya da yakın gelecekte dolduracaktır. Bu durumda 21.yüzyıl için Yalova ili ve yakın çevresi için önemli bir deprem tehlikesi mevcuttur.

Yalova ili için bir deprem tehlikesinin mevcut olduğu yukarıda yazılanlarla somutlaştırılmaya çalışıldı. Peki, bu somut deprem tehlikesinden nasıl korunacağız ve deprem zararlarını nasıl azaltacağız?

YALOVA’DAKİ RİSK ALTINDAKİ YAPILAR NELER
Yalova ili ve çevresinde yaşayan nüfusun fazlalığı, sanayi tesislerinin yoğunluğu ve önemli mühendislik yapılarının (Osman Gazi Köprüsü, Orhan Gazi Tüneli, Gökçe Barajı gibi) varlığı bu sorunun olası cevaplarını çok önemli kılmaktadır. Herkesin aklına gelen en kestirme yol depremlerin yer ve zamanlarını belirlemek şeklindedir. Sismoloji (deprem bilimi) geçen yüzyıl içinde depremlerin oluşumu ve enerji yayılım süreçlerini anlamada birçoğu devrim niteliğinde sayılan gelişmeler sağlamasına rağmen depremlerin yer ve zamanının önceden belirlenmesi konusunda henüz çok yetersizdir.

Fakat bu, depremlere karşı tamamen çaresizlik içinde olduğumuz anlamına gelmez. Nitekim sismolojinin günümüzdeki amaçlarından biri de insanoğluna depremlere karşı tamamen çaresiz olmadığını öğretmek, onlara karşı korunma yollarını göstermek ve yeni korunma yollarını da araştırarak bulmaktır. Bugün deprem bilimciler arasındaki yaygın olan görüş yalnızca “depremlerin nerede ve ne zaman” olacağı konusundaki sorulara yanıt aramak değil esas olarak “kamuoyunda deprem tehlike/afet farkındalığı nasıl oluşturulabilir, olacak depremlere karşı nasıl korunulabilir ve nasıl en az zararla atlatılabilir” sorularına yanıt aramaktır. Yani depremlere karşı asıl korunma ve risk azaltımı, deprem öncesi olası zararları azaltacak tedbirleri alma ve deprem afetine hazır olmadır. Bu bağlamda Dünya çapında afet zararlarının azaltılmasına yönelik çalışmalardan zaman içinde öğrenilen husus, çalışmalarda önceliğin afet sonrası ‘‘Kriz Yönetimi’’nden çok afet öncesi ‘‘Risk Yönetimi’’ne verilmesinin önemidir.

1999 depremlerinden sonra geçen 20 yıl içinde olası deprem zararlarını azaltma ve afetler hazır olma bağlamında Türkiye’de önemli gelişmeler sağlanmıştır. 2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı yasa ile afetlerle ilgili olarak görev yapan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık’a bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) adıyla birleştirilerek yetki ve sorumluluklar tek bir çatı altında toplanmıştır. En önemlisi, yeni bir afet yönetim modeli uygulamaya konularak öncelik afet sonrası ‘‘Kriz Yönetimi’’nden afet öncesi ‘‘Risk Yönetimi’’ne verilmiştir. Ayrıca bina inşa yönetmeliklerinde iyileştirmeler yapılmıştır. 2011 Van depremi sonrası yapılan hızlı müdahale ve iyileştirme çalışmaları yönetimsel/kurumsal olarak sağlanan gelişmelerin önemli bir kanıtı olarak ele alınabilir.

Buna rağmen yapılan çalışmaların Türkiye’deki deprem tehlikesiyle orantılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Risk yönetimindeki önemli gerçeklerden biri en iyi risk azaltım yönteminin “eğitim” olduğudur. 1999 depremleri sonrası kamuoyunda oluşan deprem tehlikesi farkındalığının, 20 yıl içinde seviye kaybettiği ve günümüzde neredeyse yıldönümlerinde yad edilen bir ritüele dönüştüğü de görülmektedir. Afet/Risk yönetiminde,“Afet Öncesi Eğitim” ve “Afet Farkındalığı Oluşturma” çalışmalarının önemi çok büyüktür. Yukarıda değinildiği gibi, deprem tehlikesinin mevcudiyetinin zihinlerde tazeliği korundukça, bu konularla ilgili çalışılmaların içerik ve kapsamlarının güncellenip geliştirilmelerinin gerekliliği de anlaşılacaktır.

Depremler sonrasında öğrenilen somut bir gerçek, can ve mal kayıplarının asıl sebebinin, depremler değil, deprem koşulları göz ardı edilerek inşa edilen yapılar olduğudur. Bunun için de yapılaşmanın uygun zeminlerde ve uygun tekniklerle olması gerekmektedir. Bu bağlamda mevcut yerleşimlerde kentsel dönüşüme ve yeni açılacak yerleşimlerde de afet temelli şehir planlamasına önem verilmesi hususunda mevzuatımızda da düzenlemeler yapılmıştır. Özellikle yeni yerleşimlerde yatay mimaride ısrar ve uygun/sağlam zeminlerde imar planlamasına izin verilmesi deprem tehlike direnci açısından önem arz etmektedir.

Deprem tehlikesinin belirlenmesi, deprem afet farkındalığı oluşturulması ve deprem zararlarının azaltılması için uygun yerleşim ve inşa tekniklerinin belirlenmesi ve öğretilmesi konularında Sakarya Üniversitesi, bünyesinde yer alan Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi ile İnşaat Mühendisliği ve Jeofizik Mühendisliği Bölümleri faaliyetleriyle katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Gerçekleştirilen seminer ve bilimsel konferans faaliyetleri ile deprem afet farkındalığı oluşturma faaliyetlerinin yanı sıra, bilimsel araştırmalarla deprem tehlikesinin ve uygun zemin ve yapım tekniklerinin belirlenmesi hususlarında çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları bilimsel makaleler, bildiriler ve raporlar olarak bilimsel camiaya ve kamuoyuna duyurulmaya çalışılmaktadır.”dedi.

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: