Köşe Yazıları

Cılız Ama Bol Yapraklı Ağaç

Yaz günleri başladı. Sıcak günlerin arasına serpiştirilen ara ara dökülen yağmurlu günlerde olmakla beraber yine de güneşli günlere merhaba diyoruz.

Ramazanına gireli bir hafta olacak neredeyse davulun sesini özlemişiz. Pidenin kokusunu anılarımıza yine şöyle bir gitsek gözlerimizi kırpıştırarak en tatlı uykumuzdan sahura kalkmayı ve sahurda bizi tereyağlı börek ve birçok yiyecekle annemizin sesiyle irkilerek yemeye başlamayı ne çok özledim.

Ezana kadar dua ile sabahı karşılamayı ne çok özlemişim. Yazın sıcak günlerinde oruç tutmanın faydalarını anlatan anneme başımı kaldırarak sorduğum soruyu ve annemin cevabını hiç unutamıyorum.

Ben oruç tutamıyorum. Neden anne? Sana verilen özel bir hediyedir belki çocuğum. Belki senin oruç tutamamandaki sebep insanlara bu şekilde yardımcı olacaksındır. Günlük yeme paranı hesaplayıp ihtiyacı olanın günlük yiyecek parasını karşılayacaksındır belki de dedi.

Belki haklıydı annem bilemiyorum. Oruç tutamasam da yine de çocukluğumdan beri özenle ve itinayla karşılarım.  Eski ramazanları annem anlatırdı. Keyifle dinlerdim. Perde oyunları gelirmiş. Orta oyunlar oynanırmış. Kavukluda vardı diye söze karışırdı babam. Ben bırakayım sen anlat derdi annem hani şu tek kaşı havada kızgınlık ve bilmişlik edasıyla söylenen bir sözle babam tamam sen anlat karışmıyorum diyerek sitemlenirdi.

Gül şerbetleri dağıtılır ve yanında lokum ya da bisküvi arası lokum verilirdi derdi. Çocuklar ellerinde çember çevirir ya da çelik çomak oynarlardı derdi. Gözleri dolar sanki o günlere bir kez daha giderdi.

*Olundu âleme müjde getirir âlemi vecde Ağaçlar ediyor secde geldi mübarek Ramazan!

*Ezanlar hep okundu İftarlığım lokumdu Aç karnına çok yedim Bana biraz dokundu.

*Tiyatro sanatçısı Gazanfer Özcan da, insanın hep geçmişe özlem duyduğunu, acı anılar unutulduğu için geçmişte yaşananların güzel geldiğini dile getirdi.

”O yüzden geçmişteki Ramazanların çok daha güzel geçtiğini zannediyoruz, ama eski Ramazanlar gerçekten çok renkli gecelerdi” diyen Özcan, şimdi bütün bunların kaybolmasına hayıflandıklarını belirterek, şunları söyledi:

”Ramazanlar’ da tiyatroların bile özel uygulamaları olurdu. Ramazanlar’ da özel matineler konurdu. Oruç tutanlar, yatsı ile iftar arasında gününü tiyatrolara koşarak geçirirdi. Şimdi tiyatrolara rağbet azaldı. Ramazanın çok değişik tarafları vardı. Ailelerin çok güzel donatılmış sofralarda iftar yemeği yemeleri, dostların bir araya gelmesi gibi… Zaten özel bir ay bu. Dileğimiz o gelenekler inşallah sürer. Ama bizden önceki kuşağın bu işte hatası var galiba. Yeni kuşaklara o güzellikler iyi aktarılmadı. Görevimizi yerine getirmemiz lazım. En azından çocuklara o güzel anılar anlatılmalı.”

Bir 19 Mayıs daha geçti. Ne güzeldi eskiden okullarda heyecanlı hazırlıklar yapılırdı. Tüm okullarda katılırdı. Stadyumda çalışılırdı. Yağmur çamur demeden heyecanlı yüreklerimizle marşlar söyleyerek giderdik.

Bayrak yarışına katılan arkadaşlarımızı seyrederdik. Trampet çalan arkadaşlarımıza ellerimizle tempo tutarak yürürdük. Hareketlere çalışırken güneşten etkilenen arkadaşlarımız bayılır fakat ayıldıktan sonra yine devam etmek için kalkarlardı. Bu verilen görevi yapmak ve bu görevi sonuna kadar tamamlamaktı.

Hayat hepimizin karşısına bir kapı açtı ve biz bu kapıdan geçtik. Büyümek istemedim ben hiç istemedim. Büyüdüğüm zaman o pembe dünyanın masal kahramanlarının değişeceğini ve beni çok üzeceğini biliyordum.

Yalova Lisesini hatırladım bir anda nasıl oldu? Nereden aklıma geldi bilemiyorum. Nihan öğretmenimizin bizi resim dersini dışarıda işleyeceğimiz günlerden biriydi sanıyorum.

Yan bahçeye ağaçların altına oturttu. Herkes kendine bir ağaç seçsin dedi. Bende tam karşımda duran cılız ama yaprakları yemyeşil olan kısa boylu ağacı seçtim. Hadi şimdi o seçtiğin ağacı 3 taraftan görüyormuş gibi çizin dedi. Herkes başladı. Ben hala ağaca odaklanmış şekilde bakıyordum.

Nihan öğretmenim yanıma geldi. Ebru sen niye çizmiyorsun bak az zamanınız var bundan not alacaksınız dedi. Bende hiç duraksamadan şu cevabı verdim. Öğretmenim ben karşımdaki şu cılız ağacı seçtim. Fakat bu ağacın 3 tarafını da görebiliyorum. Düşünüyorum. Bu cılız ağaç o kadar çok yaprağı üstünde nasıl taşıyabiliyor. O açıklama sorusu gibi olan durumdan sonra öğretmenim beni edebiyat ve güzel konuşma yazma derslerini seçmem konusunda teşvik etti. Sen resim dersinde bile hikaye yazıyorsun dedi.

Seçmeli edebiyat dersinde cılız ağaçla ilgili bir kompozisyon yazdım. Ankara’da yapılan yarışmada üçüncü oldum. Cılız ağaç resimde belki bana bir şey kazandırmadı. Ama seçtiğim tercih ile başka bir dalda ödül almamı sağladı.

Başarı için çocuklarımızı onların yeteneklerini bilerek öğrenerek onlara bu konu da destek çıkalım.

Hayat bir defa yaşanılıyor. Her güzel anın kıymetini bilelim. İhtiyacı olanları da unutmadan geçirelim bu güzel günlerimizi…

Umutlu mutlu huzurlu sağlıklı ve bol bereketli bir hafta diliyorum.  

Bunlarada Gözat

Bir Cevap Yazın :

%d blogcu bunu beğendi: